Sakız Adası Gezi Notlarım: Doğa, Tarih ve Kültür

Yeni Podcast: https://podcasters.spotify.com/pod/show/cultpost/episodes/Sakz-Adas-Gezi-Notlarm-Doa–Tarih-ve-Kltr-e29r9so

Sakız (Chios – Χίος) Türkiye ile yakın bağları olan, yanı başımızda bulunan, damla sakızı, doğal güzellikleri, tarihi, kültürü, politik geçmişi ve hikayesi ile kendine özgü bir ada… Bu podcastte bugüne kadar iki kez ziyaret etme imkanı bulduğum adaya dair gözlemlerimi, deneyimlerimi ve tatil önerilerimi paylaştım. Keyifle dinlemeniz dileğiyle.

Konuşmanın tam metnini aşağıda bulabilirsiniz:

Herkese merhabalar, CultPost’un dokuzuncu bölümünde yaz tatili izlenimlerime devam etmek istiyorum. Yedinci bölümde Yunanistan’a tatile gitme olayına yönelik orta sınıflar üzerinde bir analiz gerçekleştirmiştim. Yunanistan’da tatil yapmayı ünlü sosyolog Pierre Bourdieu’nün kavramlarıyla okumuştum. Bu bölümde de yaz tatilinin bir kısmını geçirdiğim Sakız Adası’ndan bahsedeceğim. Sakız’a şimdiye kadar iki defa gittim ikisinde de farklı yerlerini görme imkanım oldu, ve farklı şekillerde deneyim ettim. Keyifli ve anlamlı bulduğum bir ada olduğunu söyleyebilirim. Tabii herhangi bir yere seyahat ederken sadece yaz tatili veya deniz tatili gözüyle olaya yaklaşmıyorum. Gittiğim yerlerin hikayesini keşfetmek, tarihini, kültürünü bilmek, anlamak, oranın yerel yaşam biçimi ile karşılaşmak ve bunu gözlemlemek benim için çok önemli. Sakız adası da Türkiye’den çok kolaylıkla ulaşabildiğimiz, bizimle, Türkiye ile, Türkiye Cumhuriyeti öncesinde Osmanlı ile çok sıkı bir bağlantısı olan, zaten 1913 yılına kadar Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan bir ada. Ortaklıklarımız, farklılıklarımız bütün bunları çok net bir şekilde gözlemleyebiliyoruz. Dolayısıyla bu bölümde, geçen bölüm aslında bir nebze başlamış olduğum yaz tatili izlenimlerimin bir parçası olarak Sakız adasından bahsedeceğim. Bunu bir anlamda bir tatil deneyimi olarak da dinleyebilirsiniz, Sakız Adası’nda gitmeyi düşünüyorsanız birtakım önerilerim olacak, gözlemlerim olacak, bunları sizlerle paylaşacağım, sizler de belki ilerleyen dönemlerde adaya gitmeyi düşünürseniz bunları aklınızda bulundurabilirsiniz. Şöyle de bir durum söz konusu oluyor, sosyal medyada örneğin Sakız Adası’nda yapılacaklar gibi bir bilgi aradığınız zaman genellikle bir şekilde otomatik olarak ezbere bir yerlerden derlenmiş kopyalanmış yapıştırılmış bilgilerle karşılaşıyorsunuz. Otantik, sahici bir deneyim bulmak, görmek pek mümkün olmuyor. Dolayısıyla bu podcast’i de adeta bir yakınınız, bir arkadaşınız size bir tatil önerisi sunmuyor ve izlenimlerini sahici ve samimi bir şekilde anlatıyor gibi dinleyebilirsiniz. Hadi başlayalım.

Öncelikle Sakız adasının tarihinden kısaca bahsetmek istiyorum. Ada uzun bir dönem boyunca Roma, Bizans ve bir dönem de Cenevizliler yönetiminde kaldıktan sonra, 16. Yüzyılda Osmanlı egemenliğine geçiyor. Yaklaşık 350 yıllık bir Osmanlı yönetimi söz konusu. 1913 yılında Balkan Savaşlarının bir sonucu olarak Sakız ve Ege Denizi’ndeki diğer adalar Yunanistan hakimiyetine geçmiş oluyor. Tarihsel olarak son derece önemli bir ada çünkü “damla sakızı” diye bildiğimiz bitkinin doğal ürünün anavatanı. Damla sakızı dünyada en çok Sakız Adası’nda ve onun karşısında Türkiye kıyısı olan Çeşme bölgesinde çıkarılıyor. Damla sakızı da yüzyıllar boyunca bir sağlık ve prestij hammaddesi olarak kullanıldığı için, Helenistik dönemden bu yana son derece önemli. Özellikle adanın hakimiyetinde kaldığı yönetimler imparatorluklar saraylar, kısacası aristokratlar diyebileceğimiz kesimler damla sakızını çok sık tüketiyorlar. Bu da damla sakızının adadan saraylara ve zengin kesimlere satılmasını ve ticaretini mümkün hale getiriyor. Osmanlı döneminde de bu nedenle ada çok önemli birtakım imtiyazlar ediniyor. Sakız Adası ve damla sakızı ticareti ile uğraşan insanlar, diğer adalara kıyasla daha fazla otonomi ve imtiyaz sahibi oluyorlar. Örneğin bir takım vergi avantajlarından faydalanabiliyorlar. Çünkü Osmanlı damla sakızını adadan alarak hem kendisi için kullanıyor, saraya getiriyor, hem de dünyaya ihraç ediyor. Damla sakızı üretimi adanın temel olarak güney bölgesinde yoğunlaşıyor, ve bu bölgede Mastichochoria deniliyor. Yani İngilizce de Mastic villages veya Mastik köyler olarak Türkçeye çevirebileceğimiz bir ifade bu. Adanın damla sakızı tarihini ve genel olarak politik, kültürel ve ekonomik geçmişini yine bu bölgede yaralan “Sakız Mastik Müzesi’nde” çok detaylı bir şekilde öğrenebilirsiniz. Ben de bu podcastte anlatacaklarımı önemli ölçüde zaten oradaki anlatıdan alıyorum. Sakız Adası’nda yapılması gereken belki öncelikli ziyaretlerden bir tanesi bence bu müze. 2016 yılında yapımı tamamlanmış oldukça modern ve Avrupa standartlarında oldukça başarılı bir müze olmuş. Giriş ücreti de oldukça makul 4 Euro. Çok güzel sevimli bir gift shop’u var. Bu bölgeye gitmişken mutlaka Masticochoria’nın diğer köyleri de mutlaka gezilmeli. Olimpi, Pirgi ve Mesta gibi köyler var. Pirgi’nin kendine özgü bir mimari yapısı var. Dar sokakları ve labirent gibi inşa edilmiş bir köy olarak Mesta bence son derece etkileyici. Yüzyıllar boyunca adaya uğrayan korsan saldırısına yönelik damla sakızını korumak için Mesta köyü özel bir şekilde dışarıya yönelik korunaklı bir şekilde inşa edilmiş ve muazzam bir mimarisi var. Dolayısıyla damla sakızı, adayı karakterize eden en önemli unsur diyebiliriz. Bu bölgelerde dolaşırken aynı zamanda köylerin meydanlarında çok güzel kafeler, tavernalar bulabilirsiniz, bunların hepsinde gayet güzel keyifli yemekler yiyebilirsiniz.

Adanın tarihinden bahsetmişken tabi Osmanlı dönemini es geçmemek olmaz. Çünkü bu geçmiş üzerinden bizler Türkiye’den adayı ziyaret eden insanlar olarak tabi ayrı bir bağlantı kuruyoruz. Az önce bahsettiğim gibi ada belirli bir otonomi yaşıyor, damla sakızı üreticisi olduğu için. Ancak tabi 19. Yüzyıla gelindiğinde milliyetçilik akımının etkisi ile Sakız çevresindeki Ege Denizi’ndeki çeşitli adalarda bir bağımsızlık mücadelesi ortaya konuyor. 1821 yılında Yunan bağımsızlık savaşı başlıyor ve Yunanistan’ın bağımsız bir devlet olarak Osmanlı’dan ayrılmasıyla sonuçlanıyor. Dolayısıyla bu dönem aslında Yunan ulusal bilincinin ve milli kimliğinin inşa edildiği bir dönem. Ve Sakız Adası da bu bilincin ve kimliğin bir parçası olarak bir mücadele alanı olarak şekilleniyor. Burada Mastic Müzesi’nin anlatısına göre ki buradaki anlatıyı bir Yunan ulusal kimliği anlatısının parçası olarak değerlendirebiliriz, Sakız Adası’nın bu dönemde oldukça çelişkili bir konumu var. Adada bir grup insan Osmanlı’ya karşı bir isyanı başlatmama düşüncesinde çünkü önemli ölçüde avantajlar ve imtiyazlarla yaşıyorlar aslında. Osmanlı’nın değer verdiği bir ürüne sahipler ve kendilerine pek de fazla karışılmıyor. Ancak özellikle diğer adalardan Sakız’a gelerek burada bir isyan başlatmak ve Osmanlı’dan ayrılış ve bağımsızlık mücadelesi başlatmak isteyen birtakım gruplar oluyor. İşte bu dönemde 1822 yılında yaşanan son derece trajik bir olay var, o da İngilizce olarak “Chios Massacre” veya Türkçe’de “Sakız adası katliamı” olarak geçiyor. Adada isyan çıkaran güçlere karşı Osmanlı donanması ve güçleri karşı koyuyor, isyan şiddetle bastırılıyor ve bu isyana katılan on binlerce Sakızlı’nın ölümü ile sonuçlanıyor. Bu olayın ardından önemli miktarda ada sakini de Avrupa’ya göç ediyor, dolayısıyla bugün halen daha dünyada sakız diyasporası diye bir kavram var. Bu olay o dönem bütün Avrupa’da konuşulan bir olay oluyor. Hatta çok ünlü Fransız ressam Eugene Delacroix’nın “Sakız Adası katliamı” diye bir tablosu var 1824 yılında tamamladığı. Bu tablo şu an Louvre Müzesi’nde Paris’te sergileniyor. Dolayısıyla bu olay adanın ulusal kimliğinin inşasında son derece önemli bir tramva olarak şekillenmiş durumda. Öyle ki adada ziyaret ettiğimiz pek çok yerde bu olayın etkisini ve izlerini görmek mümkün oluyor. Mesela Mastic bölgesinde yar alan Olimpi mağarası var, Olimpi köyüne yakın. 2-3 euro gibi bir ücreti vardı sanırım, ziyaret edebilirsiniz, bir rehber var bu arada ve kendisinin yönlendirmesiyle mağaraya iniyorsunuz rahat bir şekilde ve bir tur atıp çıkıyorsunuz yaklaşık 20 dakika filan sürüyor. Rehber bize anlatırken şöyle bir şeyden bahsetti mesela, mağaranın yüzeyden bir boşluğu var ve Sakız Katliamı sırasında bazı insanlar o boşluktan aşağıya atlıyorlar ve mağaranın içine sığınıyorlar. Dolayısıyla mağara o dönemde ilk bu şekilde keşfedilmiş. Yani bir mağaranın anlatısında bile 1822 olayı yer edinmiş durumda. Bu olayın ardından Sakız 1913 yılına kadar Osmanlı hakimiyetinde kalmayı sürdürüyor. Ancak Balkan Savaşlarının ardından Yunanistan hakimiyetine geçiyor. Tabi bunun dışında oldukça ilginç hikayeler var, örneğin bu dönemde yetim kalan çocuklar oluyor. Bunlardan bir tanesi İbrahim Ethem Paşa. İbrahim Ethem Paşa ailesini kaybetmiş bir çocuk olarak dört yaşında Saraya alınıyor. Pek çok çocuk var bu şekilde. Çok iyi bir eğitim görüyor hatta Paris’e eğitim için gönderiliyor, ünlü biliminsanı Pasteur’ün sınıf arkadaşı oluyor, ve o dönemin ilk maden mühendislerinden bir tanesi olarak İstanbul’a dönüyor. Bir dönem Osmanlı hükümeti’nde sadrazamlık yapıyor. Hatta İbrahim Ethem Paşa’nın çocuklarından bir tanesi de Osman Hamdi Bey, Türkiye’nin ve Osmanlı’nın en önemli sanatçılarından, müzecilerinden, arkeologlarından bir tanesi. Sonuç olarak adanın güzelliklerle acılarla iniş çıkışlarla dolu bir hikayesi var, ancak her zaman şu an da Türkiye’yle çok yakın ilişkileri olan bir ada. Tabi bu tarih anlatısındaki geçmiş şu an adalıların Türklere karşı tutumunda bir olumsuzluğa yol açmıyor, tam aksine her gittiğimiz yerde çok misafirperver bir karşılama yaşadık, çok sıcakkanlı ve bize benzeyen insanlar, sonuçta ortak bir geçmişimiz var, kültürümüz mutfağımız birçok alışkanlığımız benzeşiyor, bu güzellikler her zaman bizi birleştiriyor ve birleştirmeli diyebiliriz.

Adada gezilecek görülecek başka yerlerden bahsedecek olursam, Mastikorya bölgesinin dışında ziyaret edilebilecek yerlerden bir tanesi Nea Moni manastırı. Nea Moni UNESCO dünya mirası listesinde yer alan 11. Yüzyıldan kalma bir manastır. Biz adaya ilk gittiğimizde ziyaret etme imkanı bulamamıştık, ikinci gidişimizde giderken de yollar kapalıydı bir yol yapım çalışması vardır dolayısıyla yine ziyaret edemedik. Ama adaya gelen herkesin mutlaka gidip gördüğü bir yer. Onun dışında Sakız Narenciye Müzesi’ni, İngilizcesiyle Citrus Museum, mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Benim çok etkilendiğim ve huzur bulduğum bir yer. Dev bir narenciye bahçesi içerisinde harika bir atmosfer altında bir şeyler yiyip içebilirsiniz, aynı zamanda küçük bir müze var orada da adanın narenciye üretim tarihini görme imkanınız olabilir. Sakız’ın merkezine oldukça yakın araçla 10-15 dakikada bir lokasyonda. Yine adanın merkezinde yer alan Sakız Kalesi görülebilecek yerlerden bir tanesi, burada aynı zamanda Osmanlı hamamları da mevcut. Sakızın merkezinde dolaşacağımız zaman zaten Osmanlı’dan kalan pek çok eseri de yine görebiliyorsunuz Çeşmeler gibi örneğin. Yine Sakız adasının sembollerinden bir tanesi de Yeldeğirmen’leri. Bunları adanın çeşitli yerlerinde görebileceğiniz gibi, merkeze limandan indiğinizde aracınızda bir 5 dakika kadar kuzeye doğru sahilden gittiğiniz zaman hemen sağa tarafta karşınıza çıkan 4-5 tane yel değirmeni var, genellikle insanlar burada gidip fotoğraf çektiriyorlar. 

Adayı deniz tatili açısından da konuşalım; çünkü Türkiye’den Sakız’a gitmenin en önemli nedenlerinden bir tanesi motivasyonlarından bir tanesi de bu oluyor. Şöyle söylemek lazım, ada Türkiye’ye ekonomik açıdan bağımlı bir yer çünkü Türkiye’ye çok yakın ve aynı zamanda uluslararası anlamda da çok cazip bir turist destinasyonu değil. Uluslararası turistler daha çok güneyde yeralan ve deniz suyu daha sıcak olan Kos – Rodos gibi adalara yöneliyorlar. Bu adaların havaalanları çok daha yoğun oluyor. Sakızda da bir havaalanı var tabi yurtdışından gelen yine çok insan var ama esas turist kaynağı Türkiye. Sakız limanında indiğiniz zaman sahil yolu üzerinde pek çok taverna var, buralarda Türkçe konuşan Türkleri tanıyan çok fazla insan göreceksiniz, Türkçe yazılar, menüler pek çok yerde var. Özellikle kapıda vize uygulamasının olduğu dönemlerde insanlar Sakız’a hemen bir feribotla Çeşme’den 40 dakikada gidip geliyorlarmış, bu adanın ekonomisine çok ciddi katkı sağlıyormuş. Şu an kapıda vize uygulaması bulunmadığı için ada genel olarak daha boş veya daha az kalabalık diyebiliriz. Sakız adasına nasıl gelebilirsiniz, Çeşme’den feribota binmeniz gerekiyor, yaklaşık 40 dakika sürüyor, ancak check in işlemleri için 1 veya birbuçuk saat öncesinden limanda olmanız lazım. Yaya olarak binebilirsiniz veya arabayla gelebilirsiniz. Kendi arabanızla gelecekseniz pazı bunun için gereksinimler var örneğin yeşil sigorta yaptırmak veya uluslarası ehliyete sahip olmak gibi. Ve tabii ki geçerli bir vizenizin olması gerekiyor, veya hususi pasaport sahibi olmanız gerekiyor. Ama adaya geldikten sonra yaya olarak gelseniz bile mutlaka araca ihtiyacınız olacak. Çünkü Sakız’ın merkezinde çok fazla gezip görülecek bir yer yok, ve adada toplu ulaşımla seyahat etmeniz de pek mümkün değil. Dolayısıyla ya kendi arabanızla gelmeniz ya da orada limandan inince araç kiralamanız ve mümkünse bu araç kiralamayı önceden rezerve etmeniz bence iyi olur. Tabi deniz tatili amacıyla geliyorsanız bazı noktalara dikkat etmekte yarar var, genel olarak adada deniz suyu soğuk, bunu söylemek lazım. Yani çocuğunuz vardır, sıcak deniz seviyordur filan öyle bir durum varsa, bu sizin için ideal olmayabilir. İstisna olarak iki plajdan söz edebilirim bunlardan bir tanesi Karfas. Karfas Sakız’ın merkezine arabayla yaklaşık 15-20 dakikada ulaşılabilen bir plaj, kumlu bir plaj. Kumlu plaj bulmak da ada genelinde zaten istisnai bir şey çok fazla alternatif yok, Karfas bunlardan bir tanesi. Kumlu olmasının yanı sıra sığ bir plaj hatta o kadar sığ ki bebek havuzu gibi bir şey aslında, dolayısıyla yetişkin olarak gitmenizi pek de tavsiye etmem pek keyif almayabilirsiniz, ama küçük çocuğunuz vardır plajın girişinde oynasın filan diyorsanız olabilir, yani metrelerce ilerliyorsunuz hala dizinizde bile gelmiyor su öyle düşünebilirsiniz. Her plajda olduğu gibi Yunanistan genelinde plajlar halka açık, işletme olan bir yer var, geri kalanını da istediğiniz gibi kendi şemsiyenizi sandalyenizi koyup oturabilirsiniz. Bu arada belirtmeme bile gerek yok, deniz suyu ve plajlar tertemiz. Plajlardaki işletmelerin de genel olarak mantığı şu şekilde oluyor, genelde sabit bir şezlong şemsiye ücreti alınmıyor, oturuyorsunuz bir şeyler yiyip içiyorsunuz ve o kadar onu ödeyip çıkıyorsunuz. Ücretler de o kadar fazla değil, makul sayılabilecek ücretler oluyor genellikle. Biz genellikle kendi sandalyemizi şemsiyemizi koyup daha rahat özgür bir şekilde zaman geçirmeyi tercih ediyoruz ama zaman zaman da bu tür işletmeler kullanılabilir. Adadaki hiçbir plaj zaten çok kalabalık değil, hatta genel olarak kalabalık değil, huzur bulabileceğiniz bir ortam. Önerebileceğim ikinci bir plaj da Komi, adanın güney bölgesinde Pirgi’ye yakın Mastic köyleri bölgesinde bulunuyor. Komi plajı da Karfas gibi kumlu, Karfas’tan farklı olarak ise o kadar sığ değil normal bir şekilde derinleşen bir plaj, ama suyu da Karfas’a göre bir tık daha soğuk. Ama yine de kumlu plaj olduğu için taşlı plajlara göre bir kademe daha sıcak denebilir. Onun dışında adanın en ünlü plajlarından bir tanesi Mavra Volia, yine Mastic bölgesinde yer alıyor. Mavra Volia turist çeken bir bölge, çünkü volkanik taşlardan oluşan çok özgün kendine has bir plajı var. İşletme yok. Ve gerçekten doğal olarak çok güzel bir ambiyansı var diyebilirim. Hatta Mavra Volia’dan yürüyerek plajın üzerinden bir tepeden geçerek ikinci ve hatta üçüncü bir plaja da ulaşmanız mümkün. Buralar çok daha el değmemiş ve muhteşem bir atmosferi olan iki plaj. Buralarda keşfedebilirsiniz, özellikle Mastic köylerinde kalıyorsanız bu bölgede kalıyorsanız mutlaka Mavra Volia’yı keşfetmeniz iyi olur. Buraya en yakın köy Emporios, orada kalabilirsiniz, güzel tavernalar da var, denizin hemen yanında. Aynı zamanda Olimpi Mağarasına yaklaşık bir 5 dakika mesafede yer alan Agia Dynami plajı var, orası da küçük biraz sıkışık ama çok kalabalık olmayan ve kumlu, turkuaz renkte bir denize sahip olan bir plaj. Genellikle adada görülebilecek güzel yerler ve iyi plajlar güney tarafında Mastic bölgesinde kalıyor. Ama kuzey bölgesinde de çok rahat huzur bulabileceğiniz yerlere gidebilirsiniz plajlar keşfedebilirsiniz. Şunu da belirtmiş olayım, beach club bulayım, dans edeyim, müzik dinleyeyim, ekzantrik işler yapayım falan, Türkiye’de çok sık görülen böyle şeyler yok. Bence iyi ki de yok.

Kalacağınız yerin konaklayacağımız yerin bir markete yakın olmasına dikkat edebilirsiniz. Çünkü adada, kahvaltı ve yemek sunulan otel tarzı yerler az, dolayısıyla muhtemelen bir ev veya apart tarzı bir yer kiralamanız gerekecektir. Kendi mutfağı olan apart daireler çok var ve konaklama ücretleri de oldukça uygun. Dolayısıyla mutfak kullanacağınız için bir şekilde market alışverişine yapmak iyi olur, bu arada vurgulayayım, ada genelinde Pazar günleri marketler kapalı, sadece merkezdeki limana yakın hediyelik eşyacılar açık oluyor. Buna da dikkat etmek lazım, bu bizim Türkiye’de pek alışkın olmadığımız bir şey değil ama Yunanistan genelinde Pazar günü genellikle kapalı oluyor çok turistik bir yer olmadığı müddetçe. Yine çeşitli tavernaları keşfedebilirsiniz, ada genelinde pek çok köyde gayet güzel ve standardı olan tavernalar var. Fiyat farklılıkları yok, hemen hemen hemen aynı, hangi tavernaya gitseniz aşağı yukarı benzer bir hesap ödersiniz. Taverna derken bu arada hani Türkiye’de bir taverna imajı vardır, i̇şte eğlencelerle dolu tabak kırılan falan hani böyle bir şeyden bahsetmiyoruz. Tam tersine sakin, çocuğunuzla birlikte ailece, veya çocuksuz insanlar olarak rahatça oturabileceğiniz, istediğinizi yiyip içebildiğiniz bir sipariş verme baskısı olmadan işletme tarafından rahat edebildiğimiz mekanlar. Benim Türkiye’de en fazla sıkıntı yaşadığım konu bu, bir restorana gidiyorsunuz sipariş veriyorsunuz ve işletmede çalışan insanlar sizin siparişinizi beğenmiyorlar, neden daha fazla sipariş vermedin daha fazla para harcamıyorsun diye adeta baskı yapıyorlar. Yunanistan’da ve Sakız da genel olarak böyle bir şey yok insanlar daha rahat sakin ve huzurlular. Tavernalarda geleneksel Yunan mutfağını tadabilirsiniz, özellikle kabak kızartması çok iyi yapılıyor, yine peynir, kalamar, ahtapot gibi ürünlerle hazırlanan başlangıçları çok iyi, mutlaka gittiğiniz tavernada taze balık sorup ellerinde ne varsa ondan sipariş verebilirsiniz. Fiyatları çok üst düzey değil, genellikle iki kişi çok abartmadığınız müddetçe 30 en fazla 40 Euro vererek gayet dolu dolu bir yemek yiyebilirsiniz. Üzerine genellikle bir tatlı ikram ediyorlar. Tabi Türkiye’den Yunanistan’a giden insanlar da şöyle bir masayı bir donatalım, üç beş farklı tabak söyleyelim anca doyarız gibi düşünce oluyor, çünkü Türkiye’de maalesef porsiyonlar çok az getiriliyor. Biz de bu yanılgıya ilk gittiğimiz zaman bir sürü şey söylemiştik sonra ne oluyoruz dedik çünkü gelen bütün yemekler çok büyük porsiyonlar şeklinde geliyor. Dolayısıyla seçici olabilirsiniz çok gerçekten doyurucu porsiyonlarda yemeklerin geldiğini düşünerek ona göre sipariş verebilirsiniz. 

Evet genel olarak bana iyi gelen, bir hikayesi olan, Türkiye’ye çok yakın bir mesafede bulunan ama Türkiye’den de çok fazla uzaklaşmadan farklı bir kültürü tanıyabileceğinizi, farklı bir hikayeyi keşfedebileceğiniz, kalabalıklardan uzaklaşarak huzurlu bir tatil geçirebileceğiniz bir ada bence Sakız. Dolayısıyla tatil planlarınızın arasına dahil edebilirsiniz. Bugünlük bu kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim, önümüzdeki günlerde yeni bir yayınla sizlerle tekrar buluşmak dileğiyle herkese sevgiler.

Leave a comment